Tanımsız bir soruna muğlak bir çözüm
Kürt sorunu bir ifade olarak hiçbir siyasi partinin ağzından düşmese bile, belirli bir siyasi ağırlığı olan kimseden bu sorunun tanımını veya çözümünü net biçimde duyamıyoruz. Sadece muğlak bir sorunun varlığından ve muğlak bir çözümden bahsediliyor. Son dönemde gündemimize gelen çerçeve yasa tartışması ile aslında bu tanımsızlığı çok daha net görüyoruz. Bu sorunu çözeceği iddia edilen çerçeve yasayı destekleyen partilerin, duygusal cümleler haricinde, hiçbir ortak beklentisi bulunmuyor. Hayır oyu veren vekiller, gerekçeleriyle bir tutarlılık içerisinde sebep-sonuç ilişkisi kurabilirken, evet oyu veren hiçbir vekilin “barış” haricinde herhangi bir cümle kurduğunu; barışın nasıl sağlanacağı, ne ile sağlanacağı ve nasıl kalıcı hâle getirileceği hakkında tek cümle söylediğini söyleyemeyiz. Muhalefet tarafı için de iktidar tarafı için de aynı eleştiriyi yöneltebildiğimiz nadir konulardan biridir bu. Bir grup içerisinde sorunu olan biri olduğunda, öncelikle o kişinin sorunu tanımlanır. Karşı tarafın sorununu bilmediğinde, muğlak bir şeyi çözmeye çalıştığında karşılaşacağın durum, kimsenin memnuniyetini sağlayamadığın bir kaos durumundan başka bir şey olmaz. Çünkü tanımlanmamış bir soruna üretilen çözüm, kimsenin ihtiyacını karşılamayacak yeni bir düğüm demektir. Kürt sorunu dediğimizde tam olarak neyi kastettiğimizi birbirimizden farklı anlıyorsak, üzerinde uzlaşılan bir çözümden söz etmek de mümkün değildir. Bana göre asıl problem bu tanımsızlık durumu. Bu tanımsızlık yalnızca bir iletişim problemi değil; istemli ve hiçbir sorunun çözümünü istemeyen bir zihniyetin ürünü olabilir mi?
Tespitiniz, meselenin can damarlarından birine temas ediyor. Bu tanımsızlık kesinlikle bir iletişim kazası ya da entelektüel yetersizlik değil; tarafların sorumluluktan kaçmak için sığındığı bilinçli